Image and video hosting by TinyPic





PİNKDREAMS

Eyl. 24, 2006 - RAMAZANDA BESLENME NASIL OLMALI

Kategori: Saglik

RAMAZANDA BESLENME NASIL OLMALI

 

Ramazanda yapılan beslenme hataları ciddi rahatsızlıklara yol açabiliyor.

Ramazan ayında, sağlıksız ve dengesiz beslenen kişilerde halsizlik, depresyon, mide ağrısı, hazımsızlık, tansiyon düşmesi gibi birçok sağlık problemi görülebiliyor.
 
İftar ve sahurda tüketilen gıdalara dikkat edilmesini öneren uzmanlar ağır ve yağlı gıdaların yerine hafif, posalı ve sebze ağırlıklı beslenmeyi öneriyor.

Nasıl bir beslenme programı olmalı?

Memorial Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümünden Diyetisyen Seçil Kenar, oruç tutanların nasıl bir beslenme programı izlemesi gerektiğini anlattı:
 
"Ramazan ayının gelmesiyle birlikte oruç tutan kişilerin günlük beslenme şekli ve öğün sayısı birdenbire değişiyor. Üç öğün olan günlük beslenme iki öğüne düşerken, özellikle kırmızı et, ekmek, pilav, makarna, hamur işleri, tatlı, börek tüketimi artıyor.
 
Buna karşın sebze, meyve ve beyaz et tüketimi azalıyor. Günlük alınması gereken enerji, protein, vitamin ve mineral oranları Ramazan ayında da değişmiyor.
 
Sahurdan sonra başlayan açlık süresince kan şekeri düşmeye başlıyor. Yetersiz ve dengesiz beslenme sonucu kişilerde metabolizma hızı azalıyor.
 
Su tüketimine dikkat edilmemesi sonucunda vücut su oranı azalıyor, su-tuz dengesi bozuluyor bununla beraber halsizlik, işte verimsizlik, depresyon, konsantrasyon güçlüğü, uyuklama, mide ağrısı, hazımsızlık, tansiyon düşmesi gibi birçok sağlık problemi yaşanabiliyor.
 
Ramazan ayı boyunca dengesiz ve sağlıksız beslenen kişilerde başta mide - barsak hastalıkları olmak üzere birçok hastalık oluşma riski de artıyor.
 
İftar ve sahurda en çok yapılan beslenme hatalarını şöyle sayabiliriz: Sahura kalkmamak, sahurda fazla miktarda yağlı besinler tüketmek, iftarda çok miktarda ve çok çeşitte yemek yemek, kan şekerini hızla yükselten gıdaları ağırlıklı almak, hızlı yemek yemek ve yeteri kadar sıvı tüketmemek."
 
Sahura mutlaka kalkın 
 
Birçok kişinin sahura kalkmamak için akşam yatmadan önce yemek yediğini bunun ise sağlık açısından çok sakıncalı olduğunu belirten Kenar, mutlaka sahura kalkılması gerektiğini söyledi:
 
"Birçok kişi gece yatmadan önce yemek yer ve sahura kalkmaz. Bu da ortalama 18 saat gibi uzun bir süre aç kalınmasına ve metabolizma hızının yavaşlamasına sebep olur.
 
Çok uzun açlıklarda kan şekeri ve tansiyon düşer, boş midede asit salgısı artar. Ertesi gün ise aç kalma süresinin uzamasıyla metabolik hız düşer, halsizlik, baş ağrısı görülür. İşte bu yüzden bütün geceyi ve ertesi günü aç geçirmemek için mutlaka sahura kalkılmalıdır.
 
Sahurda tüketilen besinlerin miktarı ve çeşidi çok önemlidir. Sahurda yağlı ve ağır besinler tüketildiğinde metabolizma hızı yavaş olduğundan vücuda alınan besinlerin yağa dönüşümü daha fazla olacaktır.
 
Ayrıca bu tür yağlı ve ağır besinler tüketilip ardından yatıldığında ciddi reflü ve mide rahatsızlıkları görülebilmektedir. Sahurda yağlı ve ağır besinler yerine daha hafif, yağ oranı düşük, günlük alınması gereken protein ihtiyacının karşılanması bakımından  protein içeriği yüksek, kan şekerini hızla yükseltmeyen kompleks şekerlerden oluşan bir öğün olmalıdır. 
 
Süt, peynir, zeytin, kepekli ekmek, çorba, domates, salatalık, biber,  reçel gibi kahvaltılık besinler veya süt, yulaf gevreği, meyve gibi besinlerden oluşan hafif bir öğün tüketmek en doğrusudur. Unutulmamalıdır ki günlük su ihtiyacı 2-2.5 litredir ve tüm gün su içilemeyeceğinden dolayı sahurda bol sıvı alınmalıdır."
 
İftarı geniş zaman dilimlerine yayın
 
İftarda sağlıksız beslenmenin birçok rahatsızlığa yol açabileceğini belirten Diyetisyen Kenar, hızlı yemek tüketenleri uyardı:
 
"İftarda fazla miktarda yemek yemek boş olan mideye yüklenilmesine sebep olacaktır. Bu durumda sindirim zorlaşacak, midede ağırlık, ekşime, yanma, bulantı oluşacak, bağırsaklarda kabızlık, şişkinlik gibi sağlık problemleri yaşanacaktır.
 
Bu nedenle ilk oruç açıldığında hurma, peynir, domates, zeytin, kepek ekmeği gibi kahvaltılıklar veya çorba, etli sebze yemeği gibi hafif yemeklerle iftara başlanmalı, sindirime zaman tanıyarak 15-20 dakika sonra az yağlı / ızgara et yemeği, kurubaklagil, sebze yemeği, salata, ayran, cacık gibi yemeklerle devam edilmelidir.
 
Mutlaka yemekle beraber ve yemekten sonra bol su içilmelidir. Kan şekerini hızla yükselten beyaz ekmek, pirinç pilavı gibi glisemik indeksi yüksek olan gıdalar yerine bulgur pilavı, kepekli ekmek veya kepekli makarna gibi posalı, glisemik indeksi düşük besinleri tercih etmek daha doğrudur."
 
İftardan sonra çay kahve tüketmeyin
 
Yemekten hemen sonra çay, kahve içmenin sağlıklı bir seçim olmadığını belirten Diyetisyen Kenar, çay ve kahvenin yemekten en az iki saat sonra içilmesini önerdi:
 
"Çay ve kahvenin içinde bulunan maddeler demirin emilimini azaltmaktadır, bu yüzden yemekten  en az iki saat sonra çay veya kahve içilmelidir. Tatlı yenmek isteniyorsa hamurlu, ağır tatlılar yerine sütlü tatlılar ara öğün olarak tüketilebilir.
 
Ara öğün olarak en iyi alternatif ise meyvedir. Yemekten iki saat sonra iki,üç porsiyon meyve tüketilebilir.  Çay veya kahve yanında kek, kurabiye türü yağlı gıdalar yerine kepekli bisküvi tercih edilmelidir.
 
Kuruyemiş yenilmek istenirse haftada iki, üç kez dört, beş fındık, iki,üç ceviz tüketmek yeterli olacaktır."
 
Ramazanda sağlıklı beslenmek için 10  öneri:



  • Mutlaka sahura kalkılmalı, sahurda hafif besinler tüketilmeli
  • Sıvı ihtiyacını karşılamak için günde 2-2.5 litre su içilmeli
  • İftarda, ilk önce hafif, az yağlı gıdalarla yemeğe başlanmalı
  • Yemekler yavaş yavaş ve az porsiyonlarda tüketilmeli
  • Kan şekerini hızla yükselten besinler yerine posa miktarı fazla kepekli ürünler tercih edilmeli
  • İftarda kızartma ve yağlı besinler yerine ızgara, haşlama, buğulama yöntemleri kullanılarak pişirilmiş hafif yemekler tercih edilmeli
  • Tatlı tüketilmek isteniyorsa hamurlu, ağır tatlılar yerine sütlü hafif tatlılar tercih edilmeli
  • Ara öğün olarak meyveye yer verilmeli
  • Haftada üç kez düzenli hafif egzersize devam edilmeli
  • İftar mönüsünü hazırlarken her grup besinden dengeli bir mönü hazırlamaya özen gösterilmeli
     
    Örnek Menüler:
     
    Sahur:
      
  • Haşlanmış yumurta 
  • Bir-iki dilim peynir
  • Domates - salatalık
  • Beş-altı adet zeytin
  • İki ceviz
  • Bir dilim tam buğday ekmeği
  • Bir kase çorba 
  • Bir su bardağı süt

    İftar :
  • Hurma                                                    
  • Zeytin
  • Bir dilim tam buğday ekmeği 
  • 15-20 dakika sonra etli sebze yemeği veya ızgara et
  • Salata
  • Yoğurt/ayran/cacık
  • Kepekli ekmek veya bulgur pilavı veya kepekli makarna
     
    Ara:
  • Meyve

    Ara:
  • Sütlü tatlı veya bir bardak süt

    Sahur:
  • Bir su bardağı süt
  • Altı-yedi kaşık yulaf gevreği
  • İki-üç kuru kayısı
  • İki-üç adet ceviz 
  • Bir elma
     
    İftar:
  • Bir kase çorba
  • Etli sebze yemeği
  • Salata
  • Ayran
  • Dört-beş kaşık kepekli makarna
     
    Ara:
  • Meyve  

    Ara:
  • Meyveli yoğurt veya sütlü tatlı
  • yok Yorum Yorum yaz!Bağlantı

    Nisan. 19, 2006 - SAĞLIKLI BESLENME YASALARI ** KARA ÜZÜM ÇEKİRDEĞİ **

    Kategori: Saglik

    Sağlıklı Beslenme Yasaları

    Kara Üzüm Çekirdeği

     

    Antioksidan olan üzüm çekirdeği vücudu, kendi içinde oluşan ya da dış kaynaklı serbest oksijen radikallerinden ve diğer radikallerden korur. Üzüm çekirdeğinin antioksidan özellikleri çok tanınmış antioksidan vitaminler olan C vitamininden 20 kat, E vitamininden ise 50 kat daha üstündür.

     

    Doğal yolla üre(til)miş meyveler, sebzeler ve otlar sağlığımız için son derece yararlıdır. Üzüm çekirdeği  de bunlardan biridir. Fakat beslenme bir bütündür. Sadece üzüm çekirdeği, yeşil çay, kuş burnu gibi iki üç gıdayı yemek, buna karşılık beslenmenin diğer unsurlarına dikkat etmemek ile kendinizi kurtaramazsınız. Sağlıklı bir yaşam için her mevsimin meyve, sebze ve otunu dönüşümlü olarak yiyin, un ve şekerden mamul gıdaları diğer rafine ya da paketlenmiş yiyecekleri iyice azaltın; suni yemle beslenmemiş hayvanların et, süt ve yumurtasını tüketin.

     

    Üzüm çekirdeği hülasası (özütü) nedir?

    Kara üzüm çekirdeğinden elde edilir. Üzüm çekirdeği hülasası flavonoid denilen vitamin benzeri grubun içine girer; oligomerik protoantosiyanidin kompleksleri içerir.  Üzüm çekirdeğinin temel görevi antioksidan olmasıdır. Vücudu, kendi içinde oluşan  ya da dış kaynaklı serbest oksijen radikallerinden ve diğer radikallerden korur. Üzüm çekirdeğinin antioksidan özellikleri çok tanınmış antioksidan vitaminler olan C vitamininden 20 kat ve E vitamininden ise 50 kat daha üstündür.

     

    Üzüm çekirdeğinin faydaları nelerdir?

    Üzüm çekirdeği damar yozlaşmasını önler ve damarlarınızı sağlamlaştırır. Hipertansiyon, kalp krizi ve felç olasılığını minimale indirir. Diabetli ve varisli kişilere son derece yararlıdır. Gözü maküler dejenerasyon ve kataraktan korur. Üzüm çekirdeği sürekli bilgisayarın başında olan kişilerin göz sağlığının korunmasında da önemlidir.

    Üzüm çekirdeği DNA hasarını azaltarak kanser oluşum riskini de minimale indirir.

     

    Üzüm çekirdeği  cildin bağdokusunda bulunan kollajeni sağlamlaştırır. Deriyi dinçleştirdiği için kozmetik sanayinde merhem olarak da kullanılır

     

    Üzüm çekirdeği  damarların kollajen dokusunu da sağlamlaştırdığı için damar sertliği ve damar sertliği ile ilgili çok sayıda hastalığı önler.

     

    Üzüm çekirdeği  histamin salgısını azaltarak alerjiyi önler. Üzüm çekirdeği  iltihabi prostaglandinlerin sentezini azaltarak romatizmal hastalıklar, ağrı ve endometrioz gibi durumlarda yararlı olurlar.

     

    Ne kadar üzüm çekirdeği  ekstresi kullanılmalı?

     

    Üzüm çekirdeği  ekstresinin 100 mg’lık kapsülleri mevcut. Hastalıklardan korunmak için günde 1-2 kapsül yutunuz. Bir hastalığınız varsa dozu iki katına çıkartın. Şimdiye kadar üzüm çekirdeği  ekstresinin fazla alınması ile ilgili bir yan etki bildirilmemiştir.

     

    Kapsül yerine 1 avuç ya da fincan kara üzüm kurusu da yiyebilirsiniz. Piyasada kilosu 6-8 milyona satılıyor. Ayrıca aktarlarda kilosu 30 YTL’den üzüm çekirdeği de satılmakta.

     

    Kara üzümü ya da kurusunu yerken çekirdeklerini çiğneyiniz, böylece etkisi de artmış olacaktır. Üzüm çekirdeği gibi kabuğu da  proanthosiyanidin içerir. Yaban mersini (çay üzümü, çoban üzümü) ve  şarap da proantosiyanidin bakımından zengindir.                            

     

    Yazan: Prof. Dr. Ahmet Aydın (besahmet@yahoo.com)

    yok Yorum Yorum yaz!Bağlantı

    Nisan. 19, 2006 - SAĞLIKLI BESLENME YASALARI ** ZERDEÇAL **

    Kategori: Saglik

    Zerdeçal: Bilimselliği çok araştırılmış bir halk ilacı

     

    Bir halk ilacı ve baharat olarak bildiğimiz zerdeçal aslında birçok hastalığın önlenmesinde ve hatta tedavisinde önemli roller oynar. Güney Asyalıların çok tükettiği zerdeçal ile ilgili binlerce araştırma yapılmıştır. Fakat ucuz olması nedeni ile ilaç sanayinin gözdeleri arasında değildir. Zerdeçal ile ilgili bu yazıyı ilginç bulacağınızı düşünüyoruz.

     

    Zerdeçal nedir?

     

    Zerdeçal (zerdeçöp , zerdeçal , safran kökü, sarıboya, zerdeçav,  hint safranı, CURCUMA LONGA L., Zingiberaceae)  polifenolik bir bileşiktir(4).

     

    Zerdeçal sarı çiçekli, büyük yapraklı ve  rizomlu çok yıllk otsu bir bitkidir. Başta Pakistan, Hindistan, Çin ve Bangladeş olmak üzere Asya’nın tropik bölgelerde yetişir. Bitkinin toprak altındaki ana rizomları yumurta veya armut seklindedir. Yan rizomları ise parmak şeklindedir. Rizomların üst yüzü sarımsı, iç yüzü ise sarı renklidir. Acımsı bir tadı vardır.

     

    Piyasada parmak şeklinde (rizom) ve toz şeklinde bulunur. İçinde onlarca madde bulunur. Fakat aktif maddesi kurkumindir. Zerdeçal tozunun yaklaşık 1:30- 1:100 kadarı curcumindir. 1 silme tatlı kaşığı zerdeçal 3 gramdır; ortalama 30-90 mg curcumin içerir.

     

     

    200 mg/gün’lük dozlarda (yaklaşık 2-4 silme tatlı kaşığı toz) zerdeçalın antienflamatuvar, antikanserojen ve antiaterojenik olduğu gösterilmiştir. Bilinen bir yan etkisi yoktur.

     

    Zerdeçal  ipek kumaşlar ve ince derilerin boyanmasında ve kına yakmada da renklendirici olarak kullanılmaktadır.

     

    Çeşitli hastalıklarda zerdeçal

     

    Antiioksidan/zerdeçal

    Zerdeçal en etkin ve en yaygın kullanılan antioksidanlardan biridir(2-6). 

     

    Zerdeçal/enflamasyon

    Yapılan araştırmalar zerdeçalın lökotirien, prostaglandin, tumor nekroze edici faktör ve interlökin-12 gibi iltihap oluşturan kimyasal maddelerin ortaya çıkışını geciktirip hafiflettiğini göstermiştir(7,8).

     

    Solunum yolu enfeksiyonları/zerdeçal

    Zerdeçal antienflamatuar ve antioksidan etkileri ile solunum yolu enfeksiyonlarınada (üst solunum yolu enfeksiyonu, astım, bronşit, sinüzit) yaygın olarak kullanılan bir halk ilacıdır.

     

    Zerdeçal/kanser

    Zerdeçalın aktif maddesi curcumin hem kanserin korunmasını sağlar hem de bazı kanserlerde tedavi edici olarak kullanılmıştır Tümör hücrelerinin üremesini engeller ve toksik yan ürünlerini azaltır (9-14).

     

    Zerdaçal/Alzheimer

    Zerdeçal antioksidan ve antienflamatuar etkileri ile Alzheimer hastalığına gidişi engellemektedir. Zerdeçalın beta-amiloid plaklarının gelişimini yavaşlattığı da gösterilmiştir (15-17).

     

    Diğer hastalıklar

    Zerdeçalın başta  mültipl skleroz (18,19), katarakt oluşumu (20),  karaciğer hasarı (21), enfarktüs(22) ve felç (23) olmak üzere çeşitli hastalıklar üzerine olumlu etkileri olduğuna ilişkin çok sayıda çalışma vardır.

     

    Yazan: Prof. Dr. Ahmet Aydın

    yok Yorum Yorum yaz!Bağlantı

    Nisan. 19, 2006 - ÇOCUKLARDA BESLENME

    Kategori: Saglik

    ÇOCUKLARDA BESLENME

    Bir civcivin gelişmesi için bütün besin öğelerini içeren yumurta, örnek protein kaynağıdır. Bu da büyümekte olan bir organizma için önemli bir özelliktir. Yumurta proteini, amino asitlerin hepsini yeterli oranda içeren ve kolay sindirilen ve %100 vücut proteinlerine dönüşebilen  "üstün kaliteli" proteindir. Bir adet yumurtada  6 gram kadar protein, 5.5 gram kadar yağ ve çok az karbonhidrat vardır. Ayrıca A vitamini ve bazı B vitaminIerinden de zengindir. Yumurtanın sarısı akına oranla daha fazla yağ, protein ve demir içermektedir ve iyi bir çinko kaynağıdır.

    Yumurta sarısı yüksek kolesterol içermesine karşın yağı doymamış olduğundan kolesterolü yükseltici etkisi kırmızı etten daha düşüktür. Yumurta ülkemizdeki en ucuz  iyi kaliteli protein kaynağıdır.

    Altı aylık olana kadar sadece anne sütü ile beslenmiş bir bebeğe yoğurt, meyve suyu, sebze çorbasının ardından ek besin yumurta sarısı verilmeye başlanır. 1 çay kaşığı kadar(1/4 yumurta sarısı), iyi haşlanmış yumurta sarısı çorbalarının ya da sütünün içine katılarak verilir ve 3 günde bir miktarı arttırılabilir. Dolayısıyla bebek 15 gün sonra tam yumurta sarısı alır. Daha sonra yumurta, beyazı ile verilmeye başlanır. Yine yumurta beyazı da ¼ tam yumurtanın beyazı olarak sarısıyla beraber verilmeye ve 3 günde bir miktarı arttırılır. Sekiz aydan sonra bebek gün aşırı 1 adet yumurta yemelidir. Yumurta verildiği ilk günden itibaren bebek alerji yönünden izlenmelidir.

    Bebeğe verilen yumurta taze olmalı ve iyi pişirilmelidir. Pişirme ile yumurtanın sindirimi kolaylaşır. Çiğ yumurta B vitaminlerinden biotinin vücut tarafından kullanılmasına engel olduğundan zararlıdır. Sarısının katılaşıncaya kadar pişmesi mikrobiyolojik açıdan da önem taşımaktadır. İyi pişmemiş yumurtadan salmonella gibi mikroorganizmalar insana geçebilmektedir. Ancak, uzun süre pişirildiğinde de lezzeti azalmakta ve sarısının etrafında oluşan yeşil halka kötü görünmesine ve kötü kokmasına daha da önemlisi besin değerinin azalmasına neden olmaktadır.

    Bunları önlemek için, bebeğin tüketeceği yumurta yıkanır, hafif buharlaşmaya başlayan ancak kaynamayan suda, 8-10 dakika kaynatılır ve derhal soğuk suya tutularak soğutulur.

    Yumurta, bebeklere süt, çorba gibi yiyeceklerle karıştırılarak ya da omlet yapılarak ve ıspanak, kabak, domates, patates gibi sebzelerle pişirilerek de çocuğa yedirilebilir. Bunun için önce sebzeler yıkanır, doğranır ve pişirilir. Pişmesine yakın içine yumurta kırılır. Yumurta, çökelek ya da peynirle karıştırılarak  pişmiş makarnaya eklenir. Böylece besleyici değeri yüksek ve görece ucuz yemekler elde edilir.

    Etler de biyolojik değeri yüksek, iyi kaliteli protein kaynağıdırlar. Ayrıca yumurta gibi B grubu vitaminler, vücuda iyi kullanılabilen demir ile çinkodan zengindirler, aynı zamanda bir enerji kaynağıdırlar. Ülkemizde genellikle koyun, sığır, kümes hayvanlarının etleri ve balık tüketilmekte ve sucuk, pastırma, salam gibi et ürünleri de yapılmaktadır.

    Bu gruptan bebeğin 7 aylık olduğunda aldığı ilk ek besin tavuk etidir. Haşlanmış tavuk eti, çorbaların içine katılarak ya da ekmek, pilav ve makarna ile birlikte bebeğe yedirilir.

    Bebeğe et, kıyma şeklinde verilir. Kıyma hafif ateşte kendi verdiği suyu çekene kadar pişirilip(kavrulmaz) çorbaların ya da yemeklerin içine konarak ya da ızgara köfte yapılarak bebeğe yedirilir. Bebeğe köfte hazırlanırken; yağsız iri çekilmiş dana kıyması, ıslatılmış çok az ekmek içi ve yıkanmış, ince doğranmış çok az maydanoz ile yoğrulur, ısıtılmış fırında ya da tavada pişirilir. Ekmek yerine haşlanmış pirinç konularak sulu köfte olarak da pişirilebilir.  Bebek için etli sebze yemeği hazırlarken; ıspanak, kabak, domates, patates, biber ve semizotu gibi bir sebze yıkanır ve tencereye doğranır. Bir  köfte kadar kıyma, 1 yemek kaşığı pirinç, mercimek ya da bulgur ile 1 tatlı kaşığı sıvı yağ ve az su konulup pişirilir. Sebzenin türüne göre dolma ya da kıymalı sebze yemeği olarak yedirilir. Bebeğe verilen bu besinlerin hiçbirisine tuz konulmaz. Bebek bir yaşına geldikten sonra yemekleri iyotlu tuz kullanılarak pişirilir.

    Bebeğe verilmesi gereken önemli bir besin de balıktır. Balık ve diğer su ürünleri “elzem yağ asitleri” olarak bilinen linoleik ve linolenik asitlerden zengindir. Bu yağ asitlerinin diyette yer alması koroner kalp hastalığının önlenmesi, beyin ve retinanın gelişimi ve sağlığı için gereklidir. On bir aylık olan bebek haftada bir kez taze balık tüketmeye başlar
    Bebeklere verilecek balık, ızgara ya da buğulama olarak ve kılçıkları ayıklanarak yedirilir.

    Bebeklere verilecek tek sakatat karaciğerdir. Karaciğer suda, hafif sıcaklıkta pişirilip, ezilerek verilir. Beyin, börek ve yürek gibi sakatatlar bebeğe yedirilmez.

    Kırmızı et veya kümes hayvanlarının etlerinden yapılan ve katkı maddesi içeren pastırma, sucuk, salam ve sosis bebek ve çocuk beslenmesinde hiçbir şekilde yer almaması gereken besinlerdir. Ayrıca acılı, baharatlı, tuzlu, çiğ veya iyi pişmemiş ve mangalda pişmiş et yemekleri ve köfteler bebek ve çocuklara yedirilmemesi gereken besinlerdir.

    Süt İçmek İstemiyor
      Sütü bazıları soğuk, bazıları sıcak ya da ılık sever. Çocuğunuzun nasıl sevdiğini deneyerek bulun.
      Bardağına renkli kamışlar koyun onlarla içmeyi sevebilir.
      Sütlaç, muhallebi gibi tatlılar yapın.
      İçine meyve ezip koyabilirsiniz.
      Peynir ve yoğurt da süt yerine geçer.
      Yemeklerin üzerine yoğurt ya da peynir ekleyebilirsiniz.

    Et Yemek İstemiyor
      Köfte sert geliyor olabilir, dolmalara kıyma eklemeyi deneyin.
      Kırmızı et sevmiyorsa tavuk ya da balık da olabilir.
      Makarna seviyorsa üstüne kıymalı sos yapın.
      Kıymalı börek ya da poğaça sevebilir.
      Mercimek, nohut, kuru fasulyede de et gibi protein ve mineraller vardır. Seviyorsa bunlardan yemek yapın.
      Yumurta sarısının da besin değeri aynıdır, doğrudan ya da terbiye ve kek içinde yumurta verilebilir.
      Fındık, ceviz gibi kuru yemişlerde de etlerdekine benzer maddeler vardır. İki yaşından büyükse kuruyemiş olarak verin, küçükse fındıklı, cevizli kek yapın. Sütlü tatlılara dövülmüş ceviz koyun.

    Sebze Yemek İstemiyor
      Meyveler de sebze yerine geçer, istediği meyveleri ya da meyve sularını verin.
      Salatalık, havuç gibi sebzeleri çiğ olarak çubuk biçiminde hazırlayın, hoşuna gidebilir.
      Evde siz de sebze yemekleri yiyin zamanla görerek alışır.
      Sevdiği yemeklere (çorbalara, köfteye, soslara) rendelenmiş olarak sebze ekleyin farketmeden yer.

    Hep Şekerli Şeyler Yemek İstiyor
      Evde fazla şekerli besin bulundurmayın, kolayca bulup yiyemesin.
      Meyve bulundurun, canı tatlı isteyince meyve yesin.
      Çikolata ve şekeri ödül olarak kullanmayın.
      Kurabiye ve kekleri meyveli yapın daha az şeker kullanmış olursunuz.

    ÇOCUKLARDA İŞTAHSIZLIK

    İştah, bir yemeğin zevkle, neşeyle  ve arzu edilerek yenmesidir. Lokmayı uzun süre ağzında çeviren, çiğnemek için zaman kazanmaya çalışan, tabağındaki yemeği bir türlü bitiremeyen bir çocuk karşısında önce aklımıza fiziksel bir rahatsızlığın var olup olmadığı gelmelidir. Örneğin; yüksek ateş, kulak ağrısı, boğaz ağrısı, nefes almayı güçleştiren nezle-grip gibi üst solunum yolları enfeksiyonları gibi bir rahatsızlık çocuğun sofrada nazlanmasına neden olur. Böyle durumlarda doktor kontrolünden geçirilen çocuğa, önerilen biçimde  yiyecek verirken çocuğun isteklerini de dikkate almak en uygun yoldur. Hastalık sırasında çocuğu yemek yemeye zorlamanın hiçbir yararı yoktur. İştahla ilgili olarak ebeveynlerin bilmeleri gereken en önemli şey çocukların bireysel farklılıklar gösterdikleridir. Bu nedenle de başka çocuklara bakarak, onların yemek yeme davranışı ile kendi çocuğunuzun  yemek yemesini kıyaslamak, çocuğunuzun daha az yediğini düşünmenize neden olabilir.

    Neler Yapılabilir?

    Bazı çocukların iştahlı bazı çocukların iştahsız olmaları pek çok nedene bağlı olabilir. Çocuğu iştahlı ya da iştahsız yapan faktörlerin başında onların iç dünyalarında yaşadıkları büyük önem taşır. Çocuğun bilinçaltına yerleşmiş bir endişe, üzüntü, nefret veya kıskançlık gibi bir duygu onun iştahını kesebilir. Bu nedenle iştahsız bir çocuk için öncelikle organik bir rahatsızlığının olup olmadığı araştırılırken diğer yandan ruhsal çatışmalarının olup olmadığı, duygusal bir sorunun bulunup bulunmadığı da araştırılmalıdır. Bu arada çocukların iyi gıda alamadıkları için problemli olabileceklerinin yanısıra problemli oldukları için de iştahsız olabilecekleri düşünülmelidir.

    İştahsız çocuk karşısında neler yapılabilir?

    · Herşeyden önce çocuğa  sofrada yemek yemesi için zor kullanılmamalıdır. Her çocuğun kendine özgü yemek yeme kapasitesi olduğundan çocuk daha fazlasını yiyemez. Çocuğun yemesi konusunda ısrarcı olunduğunda çocuk kendisine fazla gelen gıdayı  çıkartılabilir.

    · Her çocuğun büyüme oranıyla ilgili olarak yemek yeme miktarı vardır. Örneğin, yıllar ilerledikçe başlangıçta alınan yiyecek miktarı azalabilir. Erinlik ve ergenlik döneminde ise iştah yeniden artabilir.

    · Yemek zamanından önce çocuğa verilen şekerlemeler, çikolatalar, cips vb abur cubur gıdalar da iştahı engelleyebilir. Ancak, çocuk acıktığında yemek zamanını beklemeden ona yemeğini vermek gerekir. Acıkan çocuğa ısrarla yemek zamanını bekletmek onun iştahının kaçmasına neden olabilir. Henüz yemeği hazır olmamış çocuğa, alması gereken gıdalardan bir miktar verilerek iştahının kaçmamasına yardımcı olunabilir.

    · Sofrada çocuğu olabildiğince kendi haline bırakmak ve kendisinin yemek yemesine olanak tanımak, evi kirletmemesi ve çeşitli kurallara uyması yönünde onu zorlamamak çocuğun yemek davranışına karşı daha olumlu tutum geliştirmesini kolaylaştırabilir. Bazen iştahsızlığın altında, çocuğun yemek yeme karşısında yaşadığı zorlamalar ve baskılar geliyor olabilir ve bu müdahaleler nedeniyle çocuk yeme isteğinden uzaklaşmış olabilir.

    · Çocuğun sofrada oyalanması ve yemeğini ağır yemesi karşısında tepki göstermemek en iyisidir. Bu arada çocukla konuşmak, hikayeler anlatmak, şakalar yapmak da onun yemek yemesini zevkli hale getirebilir.

    · Küçük çocukların istediği gıdaları ve onların gereksinimleri olan gıdaları bilerek tertiplenen yemek listeleri onları sağlıklı tutacaktır. Çocuğa değişik alternatifler sunmanın yanında alınması gereken gıdaları süsleyerek göze daha hoş hale getirmek, çeşitlendirmek onların istemedikleri gıdalara karşı da olumlu davranmalarına yardımcı olabilir. Amaç çocuğun çok yemek yemesi değil arzu edilen ve onun için gerekli olan gıdaların alınmasıdır.

    · Aile bireylerinin birbirleriyle olan ilişkilerinin de çocuğun iştahı üzerinde önemli etkisi vardır. Evde yaşanan gergin bir hava, tartışma ortamı çocukların iştahlarının kesilmesi için yeterli bir neden oluşturabilir. Yine bu bağlamda çocukların, çok sevdiği büyüklerinin üzüntülerinden de etkilendikleri ve iştahlarının kesildiği unutulmamalıdır. Bu nedenle yaşanan sıkıntı ve üzüntüleri çocuğa hissettirmemeye çalışmak önemlidir.

    · Bazen çocukluk kıskançlıkları da iştahı olumsuz olarak etkileyebilir. İştahsızlık sorununda bu durumun var olup olmadığı da dikkate alınmalıdır. Bazı çocuklar sürekli olarak dikkati üzerlerine çekmek istediklerinden iştahsızlık onlar için bir kazanç halini alabilir. Diğer yandan  küçük bir kardeşin varlığı ve annenin onun beslenmesi ile ilgilenmesi de çocuğun yemek yemeye karşı tavır almasına ve yemeğinin anne tarafından verilmesini  istemesine yol açabilir.

    · Anneleri ya da babaları tarafından dövülen ve sık azarlanıp eleştirilen çocuklarda da iştahsızlık görülebilir. Çocuk yemek yemeyerek büyüklerini cezalandırmak itiyor olabilir. Yemek yemediğinde anne ya da babasını üzüldüğünü gören çocuk bundan zevk alabilir ve kızdığında ebeveynlerini üzmek için bu yola başvurabilir.
    · Yemek sırasında olumsuz, üzücü ve rahatsız edici olaylardan söz etmek, onların yaramazlıklarını ve hoşlanmadığınız yanlarını dile getirmek, eleştirmek, ayıplamak ya da suçlamak çocukların lokmalarını boğazlarına dizebilir. Yemek sırasında rahatsız edici  durum ve konuşmalardan kaçınmak gerekmektedir.

    · Çocuğun tabağına yiyebileceği kadar yemek koymak, bazen de azar azar yemek koyarak tabaktaki yemeğin her  bitişinde çocuğu takdir etmek onun yemek yeme davranışının pekişmesine yardımcı olabilir.

    · Çocukların iştahlı olmalarını sağlamada bir yol da onların açık havada zaman geçirmelerini sağlamaktır. Temiz hava ve dışarıda yapılan gezinti ya da oyun çocukların iştahını artırılmasına yardımcı olabilir.

    · Çocuğun süt içiyor olması ve süt ile doymuş olması nedeniyle yemek yemeye fazla istekli olmadığı durumlar  iştahsızlıkla karıştırılmamalıdır. Bu durumda verilen süt miktarını biraz azaltmak sorunun çözümüne yardımcı olabilir.

    · Yemeklerin lezzetli ve iyi pişirilmiş olmalarına özen göstermenin yanında soğuk ve aşrı sıcak olmamalarına da dikkat etmek gerekir.

    · Yemek sırasında yemek yeme usul ve kurallarına ilişkin uzun konuşmalar yapmamak,ikazları müşfik ve sempatik bir biçimde yapmak  çocuğun yemek yemeye karşı daha olumlu davranmasını sağlayabilir.

    ÇOCUKLARDA DİYABET

    Günümüzde insülin pompaları avuç içi büyüklüğünde ve cep telefonu gibi bele takılabilmektedir.

    İnsülin pompası nedir?
    Insülin pompa tedavisinin esası taşınabilir bir elektro mekanik pompa aracılığıyla deri altına sürekli insülin vermeye dayanmaktadır. Günümüzde insülin pompalan avuç içi büyüklüğündedir ve cep telefonu gibi bele takılabilmektedir. Pompaya bir kartuş içinde kısa veya hızlı etkili insülin analogları konmaktadır. Pompaya bağlanan bir kateter karın derisine yerleştirilmekte, bu katater 3 günde bir değiştirilmektedir.

    Şu andaki insülin tedavileri yeterli değil mi?
    İnsan pankreası iki şekilde insülin salgılamaktadır: sürekli insülin salgısı ki buna bazal insülin salgısı denmektedir ve yemek sonrası pik yapan insülin salgısı. Kan şekeri, bu iki şekilde salgılanan insülin ile dengelenmektedir. Pompa kullanmayan hastalar, günde 3 kez kısa veya hızlı etkili insülin yaparak yemek sonrası kan şekeri yüksekliklerini önlemekte; gece NPH veya Glargine insülin yaparak gün boyu sürecek insülin etkisi (bazal insülin) elde etmeye çalışmaktadırlar. Bununla birlikte özellikle NPH kullananlarda bu insülinin pik etkisi nedeniyle 6-8 saat sonra kan şekeri düşüklükleri yaşanmakta, ayrıca sabaha karşı insülin etkisi azalmaktadır. Bütün bunların yanın da deri altına depo şeklinde (ömeğin20 ünite) Verilen insülin her zaman aynı şekilde kana karışmamakta, bu da kan şekeri dalgalanmalarına neden olmaktadır.

    İnsülin pompasının avantajları nelerdir?
    İnsülin pompasının en önemli avantajı pankreasa daha benzer bir şekilde insülin vermeyi mümkün kılmasıdır. Pompa. tedavisine başlanırken günlük İilsülin dozu % 30 azaltılmakta ve toplam dozun yarısı 24 saate bölünerek sürekli bazal insülin verilmektedir. Ayrıca sabaha karşı kan şekeri yüksek olanlarda gece 03.00'dan sonraki bazal hız artırılabilmektedir. Bir başka deyişle gün içindeki ihtiyaçlara göre bazal hız ayarlanmaktadır. Bu şekildeki sürekli infüzyon ile deri altına az miktarda insülin verildiğinden emilim daha iyi ve sabit bir hızla olmaktadır. Yine pompaya kumanda ederek istenen miktarda insülin, yemek öncesi bolus olarak verilebilmektedir. Pompa ile normal bolus, geciktirilmiş bolus, bölünmüş bolus, çift dalga bolus gibi seçenekler kullanılarak farklı hızlarda bolus insülin verilmektedir.

    Pompa suni pankreas mıdır? Yararları nelerdir?
    Öncelikle pompa suni pankreas (kan şekerini ölçen ve buna göre insülin veren) bir alet değildir. Pompa yalızca daha fizyolojik biçimde insülin vermeye yaramaktadır. Pompa kullanan çocukların günde 4-6 kez kan şekeri ölçmeye devam etmeleri gereklidir. Pompa kullanan hastaların HbAlc'lerinde hafif bir düzelme olduğu(ortalama %0.5), ama esas önemlisi kan şekeri düşüklüğü sıklığında % 50-80 azalma olduğu bildirilmektedir. Ayrıca sabah kan şekeri yüksekliği olan çocuklarda bu sorunun çözümüne katkıda bulunmaktadır.

    Bütün Tip 1 diyabetli çocuklar pompa kullanmalı mı?
    Şu anda kullandıkları insülin tedavi rejimleri ile kan şekeri dengeleri iyi ve HbAlc < % 7 hastaların pompa kullanmasına gerek yoktur. Pompanın aile ve çocuklardan daha fazla katkı ve çaba istediği unutulmamalıdır. Genel olarak sık şiddetli kan şekeri düşüklüğü yaşayan veya hipoglisemiyi hissetmeyen, şu andaki yöntemlerle kan şekeri dengeleri kötü seyreden, Değişik insülin pompalan ve insülin pompası taşıyan bir çocuk sabah kan şekeri yüksekliği ile baş edilemeyen ve oynak diyabeti olan çocuklarda pompa tedavisi önerilmektedir

    Pompa için yaş sınırı var mı? Tedaviye başlamak için hangi aşamalardan geçilir?
    Son yıllarda küçük çocuklarda da pompanın etkili olduğu belirtilse de genel olarak 10 yaşından büyük çocuklara pompa tedavisi önerilmektedir. Pompa tedavisi başlamadan önce 3-6 ay çoklu doz insülin tedavisi uygulaması ve günde 4 kez kan şekeri bakması, insülin dozlarını ayarlayabilme ve besinlerdeki karbonhidrat miktarını sayabilme yeteneği kazanması gereklidir. Hasta ve ailelerinin en az 3 günlük pompa kursundan geçmesi ve tedavinin hastane koşullarında başlanması önerilmektedir. Pompa kullanan merkezlerin hastalarına 24 saat hizmet sunabilmesi gereklidir.

    Pompa hiç çıkarılamaz mı?
     Pompa tedavisi esnek bir yaşam tarzı sağlamakla birlikte pompanın 24 saat vücudunuza takılı kalması gereklidir. Pompa ancak 30 dakika vücuttan ayrılabilir. Bu durum bazı çocuklara itici gelebilmektedir.

    Pompa takınca bütün sorunlarımız bitecek mi?
    Daha önce de söylediğimiz gibi pompa mucize yaratacak bir tedavi yöntemi olmadığı gibi hasta ve ailelerden daha fazla çaba istemektedir. Bu nedenle pompa ancak ihtiyacı olan seçilmiş hastalarda kullanılmalıdır. Pompanı ancak motive çocuklara takılması gerektiği unutulmamalıdır.

    Pompa tedavisi masraflı mı? Ülkemizde pompa kullanılıyor mu?
    Günümüzde insülin pompaları 3000- 5000 ABD Dolarına satılmaktadır, ayrıca yılda 1500 dolar kadar sarf malzemesi (kateter vs) gerekmektedir. Bu nedenle normal insülin tedavilerine göre daha pahalıdır. Ülkemizde pompa tedavisi uygulayan  merkezler vardır, yakında Sağlık Bakanlığı'ndan onaylayarak yeni bir pompa piyasaya sürülecektir. Ülkemizde ancak özel rapor alındığında sosyal güvenlik kuruluşları tedavi masraflarına katkıda bulunmaktadır

    yok Yorum Yorum yaz!Bağlantı

    <- Sonraki Sayfa ->
    Google


    Hakkımda

    **** HOŞGELDİNİZ BLOGUMA :)) ****
    Image and video hosting by TinyPic

    Bannerim

    GULUMSEYİSİM

    Son Yazılar

    Oriflame Haziran Kampanyası
    Siz de Kazanmanın Tadına Varın..
    Para Kazanmak İçin
    Ev Hanımları İnternetten Para Kazanmaya Ne Dersiniz?
    Mutlu Bayramlarrr :))
    Bayramınız Kutlu Olsun
    ANNELER GÜNÜ KUTLU OLSUNNN
    YARDIM KAMPANYASI
    23 NİSAN KUTLU OLSUNN
    ÇANAKKALE ŞEHİTLERİ

    Kategoriler

    ** ISPARTA'DA HAVA DURUMU **

    The WeatherPixie

    ** MY FRİENDS **


    i6.tinypic.com roz
    i6.tinypic.com kartopum
    i6.tinypic.com canerce
    i6.tinypic.com raciegi
    i6.tinypic.com neen
    i6.tinypic.com kendimcee
    i6.tinypic.com findikagaci
    i6.tinypic.com syphonosis
    i6.tinypic.com blogekle
    i6.tinypic.com sumeyye2
    i6.tinypic.com geyikfm09
    i6.tinypic.com merakli
    i6.tinypic.com nergizcankul
    i6.tinypic.com tenji
    i6.tinypic.com hobilerimveben2
    i6.tinypic.com tarifbahcesi
    i6.tinypic.com zencerek
    i6.tinypic.com pembeli
    i6.tinypic.com secilloo
    i6.tinypic.com susam
    i6.tinypic.com baranvan
    i6.tinypic.com yesilim
    i6.tinypic.com zzzeynep
    i6.tinypic.com sevgiben
    i6.tinypic.com mihribanyemek
    i6.tinypic.com heartslikerock
    i6.tinypic.com seckin1985

    ARKADAŞLARIMIN
    BANNERLERİ


    gulumseyisim

    Image Hosted by ImageShack.us
    Image and video hosting by TinyPic